07 06 2010

Senaryo örneği

KURTLAR VADİSİ IRAK

 

01               Subay ev               (İç-Gece)              Flashforward

Perdeleri çekili karanlık bir oda… İç karartıcı bir yer… Kısaca mekanı tarifledikten sonra masasının başında oturan subayı görürüz… masa lambasının loş ışığı yüzünü yarım aydınlatmakta. Düşünceli… Elindeki pahalı dolmakalemin kapağını açar, önündeki (masası düzenlidir, o düzen içinde kağıtlar belli bir düzende durur) kağıdın yazı kısmının en başına kısa bir tereddütten sonra “Süleymaniye-Kuzey Irak… 04 haziran 2003” yazar el yazısıyla…

Flasback’e geçeriz…

 

02               Türk Karargah-Çatı (K. Irak)              (Dış-Gün)

Genel planın üstüne Süleymaniye-Kuzey Irak 4 Haziran 2003 tarihi yazıyla düşerken kamera ilerler, iki katlı çatısız binanın üstündeki makinalı tüfeğin başında duran terini silen yerel kıyafetli Türk askerinde durur…

 

03               Türk Karargah-Ana Oda (K. Irak)                 (eski 18)(İç-Gün)

Masadaki teğmen komutana, ayaktaki teğmen subaya, subay ise amerikan binbaşısına silahını çekmiştir!

K TEĞMEN: (İNG) Don’t move…

SUBAY: (İNG) İndir silahını! [Drop your weapon.]

Bağırış çağırış vardır, komutan öfkeyle

 

 KOMUTAN: (İNG) bunun hesabını vereceksin binbaşı! [You'll pay for this, major!]

İki astsubay daha salona girer.. silahlarını doğrulturlar amerikalılara… üç silaha karşı iki silah vardır!

 

04               Türk Karargah-Telsiz Oda (K. Irak)             (eski 19)(İç-Gün)

Telsiz odasındaki subay telefonda heycanlı ve seri halde

SUBAY: komutanım, silah çektiler… Ateş için emirlerinizi bekliyoruz efendim…

 

05               Türk Karargah-Belge Odası (K. Irak)            (eski 20)(İç-Gün)

İki astsubay var, bi tanesi söyleniyor metal dolaptan çıkardığı dosyaları metal kovaların içine koyuluyor…

ASTSUBAY2: Şerefsizler, silah çekiyolar… daha dün birlikte çarpışıyorduk…

Diğer astsubay konuşmaz bile, elindeki (zippo benzinini) hafif döküyor kovaların içine…

 

06               Türk Karargah-Ana Oda (K. Irak)                 (İç-Gün) (eski 21)

bir astsubay kapıdan, bir astsubay da belge odasından silahlı olarak içeri girer…beş silahlı askerimiz, iki silahlı amerikan askerini aralarına almışlar

KOMUTAN: (İNG) Ne yaptığını zannediyorsun binbaşı… sayı saymayı da mı unuttun, indirt şunlara silahlarını! [What do you think you are doing, major... Don't you know how to count? Order them to lower their weapons!]

BİNBAŞI: (İNG) Binbaşı teslim olun… sizden daha kalabalığız… [You are the one who is outnumbered, major... Surrender.]

KOMUTAN: (İNG) Siz çıldırmışsınız! [You are mad!]

Komutan masadan kalkar, amerikalı teğmen ateş edemez…

 

07               Türk Karargah Önü (K. Irak)              (Dış-Gün) (22)

Sam saatine bakıyor ama sabırsızlık ifadesi yok… ıslıkla dokuzuncu senfoniyi çalar hafif…

 

08               Türk Karargah-Telsiz Odası (K. Irak)           (İç-Gün) (23)

Komutan girer telsiz odasından içeri, subay nerdeyse ağlamaklı

SUBAY: komutanım, ısrarla çarpışmayın emri geliyor…

KOMUTAN: (sert) ver şunu…

Komutan telefonu alır

KOMUTAN: Komutanım benim… onbir kişiyiz… Çatıda makinalımız var… 100 amerikan 60 yerel askerin en az yarısını vuracak gücümüz var… Bunların amacı arama değil komutanım, çay verdiğimiz adamlar bize silah doğrultuyorlar… Bunların eylemi, bize yönelik değil türk milletine yönelik… Ölmek için 10 askerimle birlikte emir ve görüşlerinize hazırım komutanım!

Dik kararlı… durur… dinler bir süre, telsizci de subay da bekliyor, komutan karşı tarafın sözünü keser

KOMUTAN: Komutanım, ölmek için emir bekliyoruz dedim. Arzederim!

Komutan dinler, yüzündeki damarları görürüz… hiç bir şey söylemez, dudağı titrer!

 

09               Türk Karargah-Belge Odası (K. Irak)            (İç-Gün) (24)

Başındaki astsubay, kibriti çakar… kovanın içine atar ateşi… ateş güzelce parlar!

 

10               Türk Karargah-Ana Oda (K. Irak)                 (İç-Gün) (25)

komutan odadan içeri girer, duruma bakar,

KOMUTAN: asker indir silahını…

SUBAY: Komutanım…

KOMUTAN: Evladım, indirin silahlarınızı, emir veriyorum size…

Binbaşıya döner

KOMUTAN: (İNG) İstediğiniz aramayı yapın, gidin! [Search whatever you want, and get out of here!]

 

11               Türk Karargah-Önü (K. Irak)              (Dış-Gün) (26)

Sam arabadan iner… sam’in kapısının açılmasıyla birlikte sam’in özel timi  etrafını sarar… sam ve ekibi binadan içeriye girer, bir kısmı binanın dışını sarar, kapının önündeki nöbetçiden silahını alırlar…

 

12               Türk Karargah-Ana Oda (K. Irak)                 (İç-Gün) (27)

Sam ve ekibi odadan içeri girer, iki adamı silahları toplarken, bir tanesi çatıya çıkar… Sam gayet sakin adımlarla belge odasına yönelir… bizimkilerin bakışları nefret doludur…

13               Türk Karargah-Çatı (K. Irak)              (Dış-Gün) (28)

Çatıdaki adamın tepesine iki adam dikilir, bi tanesi silahını doğrultur

ÇATIDAKİ ADAM: (TÜR) noluyo lan…

Eliyle adamın silahını namlusunu iter, çek üstünden der gibi

 

14               Türk Karargah-belge odası (K. Irak)            (İç-Gün) (29)

Sam odadan içeri girince eliyle dumanı kovalar… odadaki astsubay, dışarı çıkarken

ASTSUBAY: (İNG) Sigara odası, sigara içiyoruz burda… [This is a smoking room. We've been smoking here...]

Sam de dışarı çıkar odadan

 

15               Türk Karargah-ana Oda (K. Irak)                 (İç-Gün) (30)

Bütün bakışlar sam’de. Onbir türk askeri, üç hizmetli bekliyor…

SAM: (İNG) Binbaşı müttefiklerimizin can güvenliği yok dışarda… [Major, there is no safety for our allies waiting outside...]

Komutan dik bir şekilde sözünü keser…

KOMUTAN: (İNG) Binayı aramak için izin istediniz… dışarıya çıkmıyıcaz… Gerekirse öldürün… [You asked for permission to search the building... We will not go out... Kill us if you need to.]

SAM: (İNG) Gerekirse öldürürüz… Sorgulanmak üzere karargaha götürüleceksiniz… [If we must, we WILL kill you. You will come with us to headquarters for...'questioning']

KOMUTAN: (İNG) ne hakkında sorgulanıcaz? [You mean "interrogation." For what?]

SAM: (İNG) Bunu sorguda öğreneceksiniz… Ama kısaca sorabilirim, C-4’ler nerde? [You will find out. But while we're here, tell me, where are the C-4s?]

KOMUTAN: (İNG) Biz askeriz, tutuklu ya da esir değiliz… [We are soldiers. We are not prisoners nor captives..]

Sam tam köşedeki küçük türk bayrağına dokunduğu anda subay, sıyrılır, sam’in dokunmasına müsaade etmeden, bayrağı direk yerinden yırtarak (çekerken yırtılır) alır… Amerikan askeri silahını doğrultmuştur… Sam adama bakar, subay gözlerini kaçırmadan, bayrağı kalbinin üstündeki cebe koyar… sam sonra aldırmadan devam eder.

SAM: (İNG) Üzerinizde üniforma göremiyorum… Sizi sorgulamadan asker mi terörist mi olduğunuzu anlayamam… tutuklayın… [I don't see men in uniform or you, for that matter, which makes it difficult to determine if you really are soldiers, or terrorists. Unless, ... I interrogate you to find out. Arrest them!]

Askerler bizimkileri plastik kelepçelerle arkadan kelepçelerken

KOMUTAN: (İNG) Sam, sen de askersin, askerin şerefiyle oynama… [Sam, you are also a soldier. Don't humiliate us soldiers.]

SAM: (İNG) asker-dim… [I was a soldier...]

Bizim askerler biraz uğraştıktan sonra kelepçelenirler… Sam binbaşıya

SAM: (İNG) binbaşı; türk askeri gururludur… dışarda yüzleri görülmesin… [Major, these men, uh, soldier's have their pride; don't let anyone see their faces.]

Kapıdan içeri giren asker elindeki çuvalları bizim askerlerin başında bekleyen askerlere verirken keseriz…

 

16               Türkmen Depo                (İçDış-Gün) (31)

Biri koşarak içeri girer, türkmen liderle yardımcısının o sırada işi bitmiştir

TÜRKMEN ADAM: (TUR) türk karargahı basılmış…

TÜRKMEN LİDER: (TÜR) Kim basmış…

TÜRKMEN ADAM: (TÜR) Amerikalılar…

17538
0
0
Yorum Yaz